Tırmanışın ortasında, yamaçta takılıp kalmış ya da önünde duran bir dağ — beynin çabada ve yükseklikte neyin provasını yapıyor ve o tırmanışın senin versiyonunun nerede başladığı.
Rüyanı tabir etmeyiz. Neyin provası olduğunu okuruz — ve bir öncekini unutmayız.
O anı bilirsin. Bir dağ vardı — ya üstündeydin, tırmanıyordun, bacakların çalışıyordu, zirve yukarıda bir yerdeydi; ya da yalnızca önünde duruyordu, kocaman ve bekliyor, ve rüya onun orada olması gerçeğiydi. Belki ilerliyordun. Belki takılıp kalmıştın, ya da kayıyordun, ya da zirve hep aynı uzaklıkta kalıyordu. Çaba hâlâ bedeninde hafifçe dururken uyandın ve öğleye varmadan arama çubuğuna dağa tırmanmak yazmıştın.
Geleneğin söylediği. Dağlar aynı anda iki eski anlam taşır: engel ve kutsal. Büyük bir meydan okuma, zorlu bir tırmanış, yamaca dönüşmüş hayat mücadelesi — ve ayrıca insanların ilahi olanla buluşmaya çıktığı yüksek yer, hem başarı hem vahiy olarak zirve. Zirveye ulaşmak başarı diye okunur; önündeki dağ ise yüzleşilecek bir sınav diye. O tabirlerle alay etmek için burada değiliz — rüya gelenekleri, insanlığın geceyi ciddiye alma yönündeki ilk girişimiydi; geceyi ciddiye almak da tam olarak bu sayfanın işi. Ama hepsi, kimsenin uyuyan bir beyni izleyemediği bir çağda kuruldu. Artık izleyebiliyoruz — ve bu sayfanın sonunda dağın kendisinden çok dağın neresinde olduğunun neden daha önemli olduğunu bilecek, genel hikâyenin nerede bitip seninkinin nerede başladığını tam olarak göreceksin.
Beyninin aslında yaptığı. Bir dağ rüyası aslında bir dağla ilgili değildir — bulunduğun yerle varmaya çalıştığın yer arasındaki, araziye dönüşmüş mesafeyle ilgilidir. Atalarımız için yüksek yer gerçek şeyler demekti: çaba, üstünlük, güvenlik, denenmeden önce iyi tartılması gereken zorlu bir geçit. Rüya gören beyin o düzeneği korur, ama modern bir hayatta onu rüyanın simülatör görüşünün tarif ettiği daha geniş iş için kullanır — kendisinin provası: yüksek ve uzak bir şeye doğru sürekli çaba, tırmanışın tatbikatını yapan beden. Bir dağ rüyasının duygusal çekirdeğinin neredeyse hiçbir zaman zirve olmamasının nedeni budur. Çekirdek — yol mu kat ediyorsun yoksa yol mu kaybediyorsun, çaba karşılığını mı veriyor yoksa zirve sürekli uzaklaşıyor mu. Yalnızca önünde duran, henüz tırmanılmamış bir dağ ise beynin, herhangi bir büyük girişimden önce gelen değerlendirmenin provasını yapmasıdır:
hedef-peşinde-koşmanın
yamaçtır
bu ne kadar büyük ve bunu başaracak neyim var?
Gündüzden gelen iplik. Süreklilik hipotezi der ki rüyalar hayatını önceden haber vermez, onu sürdürür — gece vardiyası, gündüzün yarım bıraktığını işler. Bu rüya genellikle büyük çaba mevsimlerinde gelir: kendini adadığın göz korkutan bir hedef, öğütücü ortasındaki uzun bir proje, insanı aynı ölçüde heyecanlandıran ve tüketen bir tutku, dibinde küçük hissettiğin bir görev. Takılıp kalınan mevsimleri de ziyaret eder — sıkı çalıştığın ama zirvenin bir türlü yaklaşmadığı mevsimleri. Tırmanışının bir ilerleme mi yoksa bir koşu bandı mı olduğu, okumanın tamamıdır. Rüya sana yamacı verir ve günlerinde neye doğru tırmanmakta olduğunu adlandırmayı sana bırakır.
Bilimin gerçekten bulduğu. Önce dürüstlük: rüya araştırmasında dağa tırmanmanın meşhur, kendine adanmış bir deneyi yok ve biz uydurmayacağız. Sağlam olan çerçevedir. Rüyalar güvenilir biçimde çaba ve didinmeyi sahneler — bedenin zorlanmalarını ve onlara eşlik eden duyguları — ve dağ, önem taşıyan bir şeye doğru zorlu, belirsiz bir tırmanışın hissi için zihnin elinde tuttuğu en temiz dekorlardan biridir. Tehdit-tonlu versiyonlar (altındaki uçurum, baş dönmesi, kayma) rüyaların bedenin tehlikeye verdiği tepkilerin provasını yaptığı yolundaki iyi desteklenmiş bulgudan beslenir; yükseklik de zihnin öğrenmeye önceden ayarlanmış geldiği korkular arasındadır. Ama bir tırmanış bir veri noktasıdır, teşhis değil. Örüntü — dağ geri döndüğünde, yükseldiğin mi yoksa takıldığın mı, zirvenin sözünü tuttuğu mu yoksa düş kırıklığına uğrattığı mı — anlamın yaşadığı yerdir. Tek bir geceye donmuş bir sözlük, tırmanıyor muydun yoksa takılı mı kaldın, bunu ayırt edemez.
Şimdi hiçbir sözlüğün yapamayacağı kısım. Her dağ rüyası aynı yüksekliktir. Hiçbir ikisi ona aynı şekilde tırmanmaz. Aynı rüyanın ne kadar farklı okunduğuna bak:
Dibinde durup yukarı bakan — henüz tırmanmayan — kişi, yamacın ortasındaki, çabanın içine gömülmüş kişiden başka bir şeyin provasını yapıyordur: beklenti, zorlanmak değildir. İstikrarla tırmanan, yol kat eden kişi, takılıp kalmış, geri kayan ya da zirvenin tam da olduğu uzaklıkta durmasını seyreden kişiden başka bir rüyadadır — ilerleme ile koşu bandı içeriden hiç birbirine benzemez. Yalnız tırmanmak, başkaları senin önünden ilerlerken tırmanmak değildir — kıyaslama bütün dağı değiştirir. Ve zirve kendi başına bir çataldır: tepeye ulaşan ve manzarası açılan rüya sahibi bir zaferdedir, oysa ulaşıp orada hiçbir şey bulmayan, zirvede bir düş kırıklığı yaşayan kişi, tırmanışla değil, hedefin kendisiyle ilgili bir sorunun provasını yapıyordur.
Peki: dibinde miydin, yamacında mıydın, yoksa tepesinde mi? Yol kat ediyor muydun, yoksa takılı mı kaldın? Yalnız mıydın, yoksa önünde biri var mıydı? Ve zirveye ulaştıysan — orada gerçekten ne vardı?
Az önce, bu soruları okurken bir şey fark ettin. O kıvılcım — benimki zirvenin bir türlü yaklaşmadığı olandı — okumanın asıl başlangıcıdır ve bu sayfanın tam da durmak zorunda olduğu yerdir. Bir sayfa, arayan herkese seslenir. Tırmanan o tek kişiyi okuyamaz.
Bir seans tam da bunun için var. Rüyayı, bu sabah kendine anlattığın haliyle getir — dağınık, yarı hatırlanmış, kendi kelimelerinle. Arkhetia o kelimeleri sana geri okuyacak, seçtiğini fark etmediklerin de dahil, ve onların neyin provası olduğunu çözecek: kökünü, günlerinde sürdürdüğü örüntüyü, neye doğru tırmandığına ve tırmanışın hâlâ ilerleyip ilerlemediğine dair sorduğu soruyu. Bir sözlükten değil — senin cümlelerinden. Ve bir sözlükten farklı olarak hatırlar: bir sonraki rüyayı getir, ondan sonrakini de; tekrar edenler biçimini göstermeye başlar.
Rüyan bir işaret değil, bir prova. Seninkinin neyin provası olduğunu öğren.
Sources: Revonsuo, A. (2000). The reinterpretation of dreams: An evolutionary hypothesis of the function of dreaming. Behavioral and Brain Sciences. · Valli, K. & Revonsuo, A. (2009). The threat simulation theory in light of recent empirical evidence. American Journal of Psychology. · Revonsuo, A., Tuominen, J. & Valli, K. — the social simulation theory of dreaming. · Nielsen, T. et al. (2003). The typical dreams of Canadian university students. Dreaming. · Domhoff, G. W. — the continuity hypothesis of dreaming.
Böyle bir rüya gece gece tekrarlıyorsa ya da gerçekten yaşadığın bir şeyi yeniden oynatıyorsa, onu sana gerçekten eşlik edebilecek bir profesyonele götür. Arkhetia terapi değildir — rüyalar da bu dürüstlüğü hak eder.