Bağlanma Stilleri: Konuşmayı Öğrenmeden Çizdiğin Şablon
İlişkilerde neden hep aynı film oynuyor? Bağlanma araştırmalarına göre çok erken öğrenilmiş bir sevgi modeli çalıştırıyorsun — ve modeller güncellenebilir.
Yine oluyor. Biri yakınlaşıyor ve duvarların kendi kendine yükseldiğini hissediyorsun. Ya da biri mesajına dört saat geç dönüyor ve göğsünde sessiz bir siren çalmaya başlıyor. Sonra herkesin sorduğu soruyu soruyorsun: ilişkilerde neden hep bunu yapıyorum?
Bağlanma araştırmalarının cevabı biraz ürperticidir: bunu sen yapmıyorsun. Bir model yapıyor — hem de senin daha konuşmayı öğrenmeden çizdiğin bir model.
Mekanizma
1950'lerde John Bowlby, bebekle bakım veren arasındaki bağın duygusal bir süs değil, açlık kadar evrimsel bir hayatta kalma donanımı olduğunu öne sürdü. İnsan yavrusu yıllarca çaresizdir; koruyucusuna yakın durmak hayatın ta kendisiydi. Bu yüzden her bebek, yaşadıklarından iki soruya dair bir iç çalışma modeli kurar: İnsanlara güvenilir mi? Ben bakılmaya değer miyim?
Mary Ainsworth, cevapların belli desenlere oturduğunu gösterdi. Ünlü "Yabancı Durum" deneylerinde, annesinden kısa süre ayrılan bebekler birbirinden net ayrılan tarzlarda tepki veriyordu. 1987'de Cindy Hazan ve Phillip Shaver aynı desenlerin, on yıllar sonra, yetişkinlerin sevme biçiminde yeniden ortaya çıktığını gösterdi.
- Güvenli — yakınlıkla da yalnızlıkla da barışık; tartışma, bitişin habercisi gibi gelmez.
- Kaygılı — yakınlığa açtır, gidiş işaretlerini tarar, geciken cevapta terk edilmeyi duyar.
- Kaçıngan — kendi kendine yetmeye tutunur, kendi ihtiyaçlarının sesini kısar, yakınlık derinleştikçe huzursuzlanır.
- Dağınık — yakınlığı hem ister hem ondan korkar; çünkü sakinleştiren kişiyle korkutan kişi aynı kişiydi.
Can alıcı nokta şu: her stil bir stratejiydi ve bir zamanlar işe yarıyordu. Kaygılı çocuk, düzensiz cevap veren bir bakım verene karşı sinyalini yükseltti. Kaçıngan çocuk, yüz çeviren bir bakım verenden istemeyi bıraktı. Bunlar hata değildi — eldeki bakıma verilebilecek en iyi uyumdu. Sorun, modelin koşullarından uzun yaşaması. Ve en çok, bahsin en yüksek hissedildiği yerde devreye girmesi: stres altında ve yakınlıkta.