Camus ve Absürt: Ya "Bütün Bunların Anlamı Ne?" Doğru Soruysa
Camus, anlamsızlık sorusunu neredeyse herkesten daha ciddiye aldı — ve iki kolay çıkışı da reddetti. Geriye, gerçekten yaşanabilir bir duruş kaldı.
Soru genellikle sessizce gelir, tuhaf bir saatte: bütün bunların anlamı ne? İş yapılır, ev geçindirilir, hedeflere ulaşılır — ve hepsinin arkasında bir yerde, bir sessizlik. Çoğu tavsiye o sessizliği doldurmaya koşar. Albert Camus daha nadir bir şey yaptı: içine oturdu ve etrafına baktı.
Mekanizma
Camus'nün Sisifos Söyleni'nde (1942) ortaya koyduğu başlangıç gözlemi yapısaldır. İnsan, anlam açlığıyla gelir dünyaya — neden diye sormadan duramayız. Evren ise, dürüstçe söylenebildiği kadarıyla, cevap vermez. Absürt, dünyanın saçma olması değildir; bizim anlam talebimizle dünyanın sessizliğinin çarpışmasıdır. İki taraf da tek başına absürt değildir. Çarpışma öyledir.
Camus oradan çıkışları inceler. İlki düpedüz umutsuzluk: hayatın kozmik bir anlamı yoksa neden devam etmeli? Bunu asıl ciddi felsefi soru sayar ve cevabı hayırdır: anlamsızlık yaşamayı bırakmak için sebep değildir, çünkü yaşamak zaten hiçbir zaman evrenin onayına bağlı değildi. İkinci çıkış daha inceliklidir ve ona göre daha yaygındır: sıçrama — hazır bir anlam sistemine tutunup soruyu kapanmış ilan etmek. Camus buna felsefi intihar der: kendini öldürmek yerine soruyu öldürmek. İki çıkışın yapısı aynıdır — gerilime dayanamazlar, o yüzden gerilimi yok ederler.
Camus'nün alternatifi başkaldırıdır: soruyu açık tut ve yine de yaşa — dolu dolu, berrak kafayla, nihai bir gerekçeye başvurmadan. İmgesi Sisifos'tur: sonsuza dek yokuş yukarı kaya yuvarlamaya mahkûm edilmiş adam. Tanrılar bunu kusursuz ceza olarak tasarlamıştı; Camus tasarımdaki açığı görür. Yokuştan aşağı yürürken — farkında, kırılmamış — Sisifos kayasına tanrıların dokunamayacağı biçimde sahiptir: "Sisifos'u mutlu hayal etmek gerekir." Bu bakışta anlam bulunmaz. Yapılır — evrenin onu vermediğini bile bile. Onu senin kılan da tam budur.