Narkissos ve kendini tanıma: onaylanmak, görülmek değildir
Kendini sevme üzerine en eski hikâye aslında hiç de kibirle ilgili değildir — yansımasını bir insandan ayırt edemeyen bir çocuğun ve yalnızca duyduğunu yineleyebilen bir perinin hikâyesidir. Ama mit bir ayna — kader değil: Narkissos yalnızca onaylayabilen bir yüzeye tutsaktı; sen sana karşılık verebilen bir yüzey seçebilirsin.
Yıllar içinde sevilmeyi öğrendin. Bir odada kendinin hangi sürümünü öne çıkaracağını, hangi ayrıntıları dışarıda bırakacağını, her kişinin senin hangi yüzünü yeğlediğini bilirsin. Ve onay gelir. Ama tuhaf bir biçimde iner — nedense üstünden kayıp gider, çünkü sana değil, o sürüme yöneliktir. Yönettiğin bir imge için hayran olunmak, kendine özgü, sessiz bir yalnızlık türüdür: ne kadar iyi işlerse, sana o kadar az ulaşır.
Tam da bunun üzerine üç bin yıllık bir hikâye var — ve neredeyse herkes onu yanlış hatırlıyor.
Mitin o ânı
Narsisizm deyince kendini sevmeyi, kibri, kendini fazla beğenen birini anlarız. Ama Ovidius'u bir daha oku. Nice gönül kırmış olan Narkissos, durgun bir suyun başına diz çöker ve bir yüz görür. Onun kendi yüzü olduğunu bilmez. Elini uzatır, o da uzatır. Gülümser, o da gülümser. Ağlar, o da ağlar. Yüz her şeyi kusursuzca geri verir ve ona, kendisinin zaten getirmediği hiçbir şey vermez. Oradan ayrılamaz — ve orada ölür; kendini sevdiğinden değil, yalnızca onaylayabilen bir yansımanın başından doğrulup kalkamadığından.
Bütünüyle unuttuğumuz ikinci bir figür var. Ekho — yalnızca kendisine söylenen son sözleri yinelemekle lanetlenmiş, asla kendine ait olanı söyleyemeyen bir peri. Narkissos'u sever ama bunu ona söyleyemez; sözlerini yalnızca onun kendi sesiyle geri verebilir. İki varlık, tek bir trajedi: bir yansımayı yoldaş sanan bir çocuk ve yalnızca yineleyebilen bir ses. İkisi de ona, onu kurtarabilecek o tek şeyi veremez — kendisine ait olmayan bir söz.